1000 Verben 2

 0    82 flashcards    Thomas49
download mp3 print play test yourself
 
Question
Answer

Wir sollten ihn als Leiter der Kommission einsetzen.
start learning
Onu komisyonun başı olarak atamalıyız (başına geçirmeliyiz, tayin etmeliyiz)

das Fieber hat eingesetzt. Das Fieber setzte ein
start learning
ateş başladı. Ateş başladı

Hast du dein neues Handy eingestellt?
start learning
Yeni cep telefonunu ayarladın mı?

Unsere Lehrerin berichtigt jede Woche meine Klausur.
start learning
Öğretmenimiz her hafta (yazılı) sınavımı tashih ediyor (kontrol edip düzeltiyor)

Maria regt sich über ihren Chef auf.
start learning
Maria patronundan dolayı heyecan yapıyor (eli ayağına dolaşıyor)

Über meine Fehler rege ich mich immer wieder auf.
start learning
Hatalarım yüzünden hep üzülüyorum (kızıyorum, rahatsız oluyorum).

Die Nachricht regte ihn auf.
start learning
Haberler onu heyecanlandırdı (telaşlandırdı)

Reg dich nicht so auf!
start learning
bu kadar heyecan yapma! bu kadar heyecanlanma (telaşlanma)

Fürs Schwimmen ist Maria nicht gerade zu begeistern.
start learning
Maria yüzme konusunda pekte hevesli değil.

Ich bin so aufgeregt, diese Stadt zu sehen.
start learning
Bu şehri göreceğim için çok heyecanlıyım.

Ich bin sehr begeistert, diese Stadt zu sehen
start learning
bu şehri görmeye çok hevesliyim

er hat sich von seinen Sorgen befreit.
start learning
endişelerinden kurtuldu

Er ist vom Sportunterricht befreit
start learning
spor dersinden muaf tutuldu

Er lässt sich vom Religionsunterricht befreien.
start learning
Din derslerinden muaf tutuluyor.

Der Soldat hat die Geisel befreit
start learning
Asker rehineyi serbest bıraktı

Er konnte sich von seiner schreckliche Verhaltung nicht befreien.
start learning
Kendisini korkunç davranışlarından kurtaramadı.

Endlich bin ich aus meinen unerreichbar Träumen aufgewacht.
start learning
Sonunda ulaşılamaz/erişilmez hayallerimden uyandım.

meine Tage sind mit viel Arbeit ausgefüllt
start learning
günlerim yapılacak bir sürü işlerle dolu.

Seine Gestalt füllte fast den Rahmen aus.
start learning
Onun şekli/figürü/kalıbı neredeyse çerçeveyi doldurdu.

Das Bild hat die ganze Wand ausgefüllt.
start learning
Resim tüm duvarı doldurdu.

Viele Leute geben ihr Geld für ein Luxus auto aus.
start learning
Birçok insan paralarını lüks bir araba için harcıyor

Hast du dein ganzes Geld schon ausgegeben?
start learning
Bütün paranı harcadın bile mi?

Er muss ein Drittel seines Gehalts für Miete ausgeben.
start learning
kazancının üçte birini kira için harcamak zorunda

Ich gebe rund 30% meines Netto-Einkommens für die Wohnungsmiete aus.
start learning
Net gelirimiz yaklaşık % 30'unu apartman dairesinin kirası için harcıyorum.

Sie gibt ein Vermögen für Kleidung aus.
start learning
Kıyafetler için bir servet harcıyor.

Maria kennt sich mit guten Weinen aus.
start learning
Maria şarapları (çok) iyi bilir.

Ich muss meine Beine ein wenig ausruhen
start learning
Bacaklarımı biraz dinlendirmek zorundayım

Ruhen Sie sich erst einmal aus!
start learning
Önce bir dinlenin!

Der Minister wurde aus der Partei ausgeschlossen.
start learning
Bakan partiden ihraç edildi.

Morgen wird er von der Partei ausschließen
start learning
Yarın o partiden ihraç edilecek

es sieht nach einem Wunder aus
start learning
bir mucize gibi görünüyor

Der Minister spricht sich für Reformen aus.
start learning
bakan reformlardan yana olduğunu beyan ediyor /ifade ediyor /telaffuz ediyor

Ich bedanke mich bei meinem Lehrer.
start learning
Öğretmenime teşekkür ediyorum / minnettarım

Ich möchte mich für ihre Hilfe bedanken.
start learning
Yardımlarınız için teşekkür etmek istiyorum / minnettar olduğumu belirtmek istiyorum.

Der Boden war mit Schnee bedeckt.
start learning
Zemin karla kaplıydı.

Er bedeckte sein Gesicht mit den Händen.
start learning
elleriyle yüzünü kapladı/örttü

Schnee bedeckte die Berge.
start learning
Kar dağları kapladı

Er bedeckte seinen Körper mit einem Betttuch.
start learning
Vücudunu bir çarşafla örttü/kapladı

Herr Müller wurde zum Abteilungsleiter befördert
start learning
Bay Müller bölüm başkanlığına terfi etti

Mein Freund wurde aus der Gefangenschaft befreit.
start learning
Arkadaşım esaretten serbest bırakıldı.

Der Schnee fällt vom Himmel herab.
start learning
Kar gökten aşağı düşüyor.

Der Apfel fällt vom Baum herab. Der Apfel fiel vom Baum herab.
start learning
Elma ağaçtan düşüyor. Elma ağaçtan düştü.

Er wütet vor Zorn.
start learning
Öfkesinden kuduruyor / çıldırıyor

Er opferte sein Leben, um seine Familie zu retten
start learning
Ailesini kurtarmak için hayatını feda etti.

Er hat sich für seinen Frau geopfert
start learning
Kendisini karısı için feda etti

Das Handy ist aus unserem Leben nicht mehr wegzudenken
start learning
Cep telefonu hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi

moderne Großeltern sind als Familienmitglieder wegzudenken.
start learning
Modern büyükanne ve büyükbabalar aile üyeleri olarak vazgeçilmezdir.

Das Handy ist aus unserem Leben wegzudenken.
start learning
Cep telefonu hayatımızın önemli bir parçasıdır.

Er hat lediglich seine Aufgabe erfüllt.
start learning
Sadece (salt, ancak) kendi görevini yerine getirdi. (Başka bir şey yapmamış)

Die Putzfrau hätte das ganze Haus putzen sollen, sie hat jedoch lediglich das Erdgeschoss gereinigt
start learning
Temizlikçi kadının bütün evi temizlemesi gerekiyordu, ama o sadece (salt, altıüstü) zemin katını temizlemişti.

Ich habe alle Nachbarn eingeladen, aber lediglich sind zwei Nachbarn gekommen
start learning
Bütün komşuları davet ettim, ama sadece (ancak, altı üstü, hepitopu) iki komşu geldi

Ich habe seine Telefonnummer nicht behalten
start learning
Onun telefon numarasını aklımda tutmamışım

Du kannst dich das schönes Bild behalten.
start learning
Bu güzel resim senin olabilir.

Bitte behalten Sie sich das schönes Bild.
start learning
Lütfen bu güzel resmi alın / alikoyun /saklayın / koruyun. (Sizin olsun, siz muhafaza edin)

Dieses Lied berührte sie sehr.
start learning
Bu şarkı ona çok dokunmuştur.

Sein Tod hat mich sehr berührt.
start learning
Onun ölümü bana çok dokundu.

Der Tod meines Schwiegervaters hat mich sehr berührt.
start learning
Kayınpederimin ölümü bana çok dokundu.

Er hat behutsam die Ecke des Tisches berührt.
start learning
Masanın köşesine hafifçe dokundu.

Er hat behutsam das Paket ausgepackt.
start learning
Paketi dikkatli/ihtiyatlı/temkinli/tedbirli biçimde açtı.

Berücksichtigen Sie die Zeitverschiebung.
start learning
Zaman farkını gözetin (hesaba katın)

Die Scheinwerfer der Feuerwehr beleuchtete die Unfallstelle
start learning
İtfaiyenin farları kaza mahallini aydınlattı

Das Schloss wird abends beleuchtet
start learning
Kale akşamları aydinlatiliyor/ışıklandıriliyor

Ich kann dieses Thema an einem Beispiel erläutern
start learning
Bu konuyu bir örnekle açıklayabilirim

Alle Namen der Teilnehmer sind auf der Liste aufgeführt.
start learning
tüm katılımcıların isimleri listede gösterilmiştir

Wollen wir meine Briefmarken kollektionen betrachten?
start learning
Pul koleksiyonum bir bakalım mı? (göz atalım mı)

Ich betrachte jetzt die Situation als wenig gefährlich.
start learning
Şimdi durumu daha az tehlikeli olarak görüyorum (gözüyle bakıyorum).

Ich betrachte diese Angelegenheit als erledigt
start learning
Bu meseleyi halledimiş olarak düşünüyorum (gözüyle bakıyorum)

Ich betrachte diese Gelegenheit als Segen.
start learning
Bu fırsatı bir nimet olarak görüyorum (gözüyle bakıyorum).

Er betätigt sich als Mechaniker
start learning
Tamirci olarak çalışıyor

Ich würde mich schon gerne schriftstellerisch betätigen
start learning
Yazar olarak çalışmak isterim

Er hat sich bei den Rettungsarbeiten betätigt.
start learning
Kurtarma çalışmasında çalıştı.

Er hat bei der Prüfung versagt
start learning
Sınavda başarısız oldu / sınavı başaramadı

er versuchte zu bremsen, aber die Bremse versagte
start learning
fren yapmaya çalıştı ama frenler işlemedi (başarısız oldu)

Er hat völlig versagt.
start learning
Tamamen başarısız oldu.

Diese Regel gilt heute nicht mehr.
start learning
Bu kural artık geçerli değil / artık sayılmıyor

Sein Wort gilt viel bei uns
start learning
Onun sözleri bizim için çok geçerli

Ihrer Pass gilt nicht mehr.
start learning
Pasaportunuz artık geçerli değil (geçerli sayılmıyor)

Die Schweiz gilt als Paradies für Skifahrer.
start learning
İsviçre kayakçılar için bir cennet sayılır (kabul edilir)

Dieser Parkausweis gilt nur für die Innenstadt.
start learning
Bu park izni sadece şehir merkezi için geçerlidir (geçerli sayılıyor).

Zum Jahresanfang hat Tom mit dem Rauchen aufgehört
start learning
Senenin başında Tom sigara içmeyi bıraktı

Wissenschaftler suchen nach einer Lösung für dieses Problem.
start learning
Bilim adamları bu soruna bir çözüm arıyor.

Ich habe drei Tage lang an schwerer Grippe gelitten
start learning
3 gündür şiddetli gripten dolayı ızdırap çektim


You must sign in to write a comment